kapat ikonu

Cuma hutbesinin bu haftaki konusu ne?

Cuma namazına gidecek milyonlarca Müslüman, 18 Ekim 2019'un Cuma hutbesini merak ediyor. Peki Cuma hutbesinin bu haftaki konusu ne?

  • Gündem
  • 18 Ekim 2019 11:18
  • Son Güncelleme: 18 Ekim 2019 11:30

Cuma hutbesi namaz öncesi her hafta Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanıyor. Cuma namazına gidecek kişiler ise önceden hutbeyi merak edip araştırıyor. Peki bugünün Cuma hutbesi konusu ne? 18 Ekim 2019 Cuma hutbesinin konusu belli oldu.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kararına göre, Cuma hutbeleri ülke çağında tüm camilerde imamlar tarafından okunur. Cuma hutbelerinde İslam’a göre bilinmesi gereken konular ve güncel dini konular işlenir. Hutbenin amacı İslam’a uygun hal ve hareketleri camiye gidenlere doğru bir şekilde anlatmaktır. Bu kapsamda, her hafta hutbede dinimize aykırı olan ve dinimize uygun olan konulardan bahsedilir. Bu konular çerçevesinde yazılı metinleri bulunan Cuma hutbelerinde insanları, bilgilendirmek amacıyla öğüt kaygısı içerir. Cuma hutbesi Müslümanlar için sünnettir. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed, Cuma hutbesine tüm Müslümanların katılmasını ve bu faziletten mahrum kalmamasını talep etmiştir.

Cuma hutbesinin bu haftaki konusu ne?-1

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından tüm camilerde okutulması istenilen hutbeler, namazın farzından önce okunur ve Müslümanların günlük yaşamına dokunan tavsiyeler verilir. Cuma hutbesinde okunan konular her hafta farklılık gösterir. 18 Ekim 2019 Cuma hutbesinin konusu “Dualarımız Mehmetçiğimiz İçin” olarak belirlenmiştir.

Cuma hutbesinin tamamı şu şekilde:

KUL VE KAMU HAKKI

Cuma hutbesinin bu haftaki konusu ne?-2

Muhterem Müslümanlar!

Peygamber Efendimiz bir gün, ashâbına “Müflis kimdir biliyor musunuz?” diye sordu. Orada bulunanlar, “Malını mülkünü kaybetmiş, iflas etmiş kimsedir Yâ Resûlallah” diye cevap verdiler. Bunun üzerine Allah Resûlü (s.a.s) şöyle buyurdu: “Aksine gerçek müflis şu kimsedir: Kıyamet günü kıldığı namaz, tuttuğu oruç ve verdiği zekâtla gelir. Ancak dünyada iken şuna sövmüş, buna iftira atmış, ötekinin malını yemiş, berikinin kanını dökmüş, bir başkasını dövmüştür. İhlâl ettiği bu hakların karşılığı olarak onun iyiliklerinden alınıp hak sahiplerine verilir. Şayet hesabı görülmeden iyilikleri biterse, mağdur ettiği insanların günahlarından alınarak onun üzerine yüklenir, sonra da cehenneme atılır.”

Kıymetli Müslümanlar!

İslam, hak ve hakikat, hukuk ve adalet dinidir. “Hak” kavramı, hem sorumluluklarımızı hem de korumamız gereken değerleri ifade eder. Hayat ve huzur kaynağımız olan vahiy, bizleri hakka sahip çıkmaya davet eder. Rabbimizin Esmâ-i Hüsnâsından biri de “el-Hak”tır. Dolayısıyla hakka riayet eden insan, aslında doğrunun ve hakikatin yani Cenâb-ı Hakk’ın emir ve rızasının yanında yerini almış olur.

Değerli Müminler!

İnsanoğlu anne karnında canlandığı andan itibaren can güvenliği ve hayat hakkına sahiptir. Rabbimiz, “Bir cana kıymaya veya yeryüzünde fesat çıkarmaya karşılık olması dışında, kim bir insanı öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir canı kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur.” buyurarak bu ilkeye işaret eder. Her insanın malını ve meşru kazancını koruma hakkı vardır. Haksız yollarla mal elde eden, ticarete hile karıştırarak müşterisini aldatan ve işçisinin hakkını tam olarak ödemeyip gasp eden kişi, harama el uzatmış demektir. İnsanın kişilik değerleri, şerefi, namusu ve inancı da dokunulmazdır. Bir başkasının değerlerine hakaret etmek, adını karalamak, yalan ve iftira ile itibarını zedelemek en önemli hak ihlalleri arasında yer alır. Hak ihlali ise kanunlarımıza göre suç, dinimize göre de büyük bir vebal ve günahtır.

Muhterem Müslümanlar!

İmanın gereği, hayatın her alanında mutedil, insaflı ve hakkaniyetli davranmaktır. Kendi haklarını koruduğu kadar çevresindekilerin de haklarını korumak, mümin olmanın şiarıdır. Kişisel menfaatleri için diğer insanların, hatta hayvanların ve tabiatın hakkını çiğneyen kimse, kısa vadede kazançlı çıktığını zannetse de aslında ziyanda ve iflastadır. Hak duyarlılığı, en yakın aile fertlerinden başlamak üzere, her hak sahibine hakkını vermeyi gerektirir. Anne-babamızın haklarına saygı duymak, eşimizin haklarını sevgiyle ve özenle teslim etmek, çocuğumuzun haklarını şefkatle korumak hepimizin sorumluluğudur. Akrabalık ilişkilerinde, bilhassa iş ortaklığı, düğün ve miras paylaşımı gibi konularda zerre miktarı hak geçmemesi için uğraşmak hepimizin görevidir.

Aziz Müminler!

Kul hakkının, toplumun tamamına sirâyet ettiği alan ise kamu hakkıdır. Kamu hakkı, kul hakkına göre çok daha ağır sorumluluğu olan bir emanettir. Bu emanete ihanet etmek, kişiyi hem dünyada hem de ahirette hüsrana sürükler. Nitekim Yüce Rabbimiz, “Hiçbir peygamberin emanete hıyanet etmesi düşünülemez. Kim emanete, devlet malına hıyanet ederse, kıyamet günü, hainlik ettiği şeyin günahı, boynuna asılı olarak gelir. Sonra da hiçbir haksızlığa uğratılmaksızın herkese kazandığının karşılığı tastamam ödenir.”3 buyurmuştur. Rahmet elçisi (s.a.s) ise bu konuda ümmetini şöyle uyarmıştır: “Kimse hakkı olmayan bir karış toprağı bile almasın! Eğer alırsa, kıyamet gününde Allah yedi kat yeri onun boynuna dolar.”4 Bir başka hadisinde ise şöyle demiştir: “Kim bir işte görevlendirilip yaptığı işin karşılığı bir ücret alıyorsa, onun bu ücret dışında alacağı her şey emanete hıyanettir.”

Değerli Müslümanlar!

Hakkaniyete dayalı ilişkilerin dünyada huzura, ahirette ise kurtuluşa vesile olduğunu unutmayalım. Özel hayatımızda her türlü kul hakkını ihlal etmekten sakınalım. Saçı bitmedik yetimin hakkını düşünerek, kamu görevini ağır bir emanet olarak kabul edelim. Zira ihlal edilen kamu hakkı, zayi edilen vakıf malı, aynı zamanda binlerce kul hakkı demektir. Her hayırlı işin sevabı olduğu gibi, her ihmal ve hatanın da kul ve kamu hakkı doğuracağını bilerek yaşayalım.

Etiketler
arrow up
LogoEkonomi haberlerimizden anında haberdar olmak ister misiniz?SonraAbone Ol